Saldırıyorlar çünkü yıkılıyorlar

İçerde ve dışarıda sıkışmış AKP-MHP iktidarının artık her sözü ve pratik politikası kendini kurtarmak içindir. Bunun içindir ki her adımı, tutumu ve sözü saldırgan politika yöntemidir.

Ancak Kürdistan, Türkiye ve bölgemizde yaşananlar ve demokrasi güçlerinin mücadelesi, faşist iktidarın kendini kurtarma gayretlerini boş bir çaba yapmaktadır. Bu nedenledir ki halklara ve demokratik kazanımlara saldırarak ancak ömür uzatabilirler.

Ya da gidişlerinin ‘kanlı mı kansız mı’ olacağını belirleyebilirler.

Dolayısıyla da AKP MHP ittifakını ve en başta da bu ittifaka liderlik eden Erdoğan ve Bahçeli’yi başka bir son beklemiyor; Bunların gidici olduğunu hiç bir şey bu son saldırıları kadar net göstermemiştir. Görüldüğü gibi artık saldırarak da sandıkları gibi ömür uzatamıyorlar. Her saldırı artık ömürlerini daha da kısaltıyor.

Yakınlaştırıyor. Erdoğan bu gerçekliği gördüğü içindir ki son saldırıların sonuçlarını kendi propagandasına çevirmedi. Çeviremedi. Sadece kafa yapılarının çok daha benzer olmasından kaynaklı Soylu ve Bahçeli konuşabildiler.

Darbenin olduğu gün, tuhaf bir askeri operasyon da başlattılar. Jandarma ve polis ortaklığında yapılan bu operasyonun TV ekranları ve sanal medya için olduğu her halinden anlaşılıyor. Yani belediyelere yapılan saldırılara verilecek tepkileri gölgelemek, kendi basınları için gündem yaratmak amaçlı bir operasyon olduğu her halinden belli oluyor.

Darbe günün ertesinde Silvan’da bir katliam yaptılar. Bu katliamın Türk Özel Harp Dairesinin eylemi olduğuna adınız gibi emin olabilirsiniz. Amed’in demokratik ulus direnişini dünyaya ve Türkiye kamuoyunda karalamak için yaptılar o katliamı. Yani Amed’i ulusal kimliği için direnen değil, kadın için bir birini öldürenlerin olduğu bir şehir olarak tanıtmak, lanse etmek istediler.

Gündem saptırmak ve doğrudan Kürt halkının direnişine gölge düşürmek amaçlı bir saldırı ise aynı günlerde HDP Amed binasının önüne çocuğu evden kaçan bir anneyi polisin göndermesi şeklinde oldu. İstanbul belediye seçiminde sicili ve kimliğinin ne kadar kirli olduğu bir kez daha ayan beyan ortaya çıkmış AA, propaganda yaparak asıl amacı göstermiş oldu.

Kısacası bu son bir kaç günlük olayları yan yana getirdiğimizde ortaya çıkan tablo, Erdoğan-Bahçeli TC’sinin çöktüğü ve ancak darbe ile örneklediğimiz saldırı ve katliamlarla iktidarda kalabileceğinin açığa çıktığını gösteriyor. Tüm bu olayların, saldırı ve katliamların ne anlama geldiğini, neden yapıldığını bilmek, halka anlatmak da çok önemli olmaktadır.

Faşist rejim ve iktidarı, Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin mücadelesi karşısında zorlandığı ve yenilmekte olduğu için gerçek yüzünü göstermek zorunda kalıyor. Bu nedenle kimse Türk devletinin ve iktidarının işi kılıfına yani hukuka uydurmasını beklememelidir.

Artık AKP MHP ittifakının işi kılıfına uydurma takati, zamanı kalmamıştır. Başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye demokrasi güçlerinin bu mantıkla olaylara, gelişmelere bakmasında da fayda olacaktır. Gelişmelere böyle bakmak, demokratik mücadelenin yol ve yöntemlerini daha da zengin kılacaktır.

Türkiye demokrasi güçlerinin en başta da Alevilerin Kürtlere yapılan saldırılardan çıkaracak çok fazla ders vardır; Kürtlere yapılan saldırılara bakıp devleti, AKP ve MHP iktidarının uygulamalarının yöntemini tüm boyutları ile tanıyıp karşı tavır almak demokratlığın ve Türkiye yurtseverliğinin tek doğru yolu olmaktadır.

Bu rejimi yıkıma götürecek, ortadan kaldıracak ortak demokrasi mücadelesi daha güçlü verilmezse bu rejimin tekleştirmesine gelmeyenleri ne beklediği de çok çıplak ortaya çıkmıştır. Kısacası Alman faşizmi karşısında yerinde ve zamanında mücadele etmedikleri için tarihe geçen ibretlik özeleştiri cümlelerinin yarın Türkiye ve Kürdistan demokrasi güçlerince tekrarlanmaması gerekir.

Kürt halkına dönük düşman hukukunda yeri olmayan saldırıları en çok da Alevilerin kendilerine dönük saldırı olarak anlaması gerektiğine inanıyorum. HDP’nin kazandığı Amed, Mêrdîn ve Wan büyük şehir belediye başkanlarının ve meclislerinin bir darbe ile görevlerinden alınarak sömürge valisinin atanması, bu valilerin kayyum olarak görevlendirilmesi ile Hacı Bektaş Dergahı’na dönük uygulamalar benzerdir.

Alevilerin ve Aleviliğin geleceğini yok etme tehlikesini beraberinde getiren ‘imam hatip lisesi’ saldırısı ile belediyelerde Kürt halkının kimliği ve kültürüne hizmet eden çalışmaların tasfiye edilmesi de benzerdir.

Bir önceki kayyumun din istismarı politikasının sonucu olan bir caddeye verilmiş sahabinin adını belediye meclisince değiştirilip eski adının verilmesi üzerinden dinci ve milliyetçilerin ortak kelimeler kullanarak HDP belediyelerini ve meclislerini karalamasıyla Aleviliği ve Aleviliğin yol erenlerini Nakşibendi şeyhlerinden olan Ahmet Yesevi ile irtibatlandırmadaki amaç da aynıdır.

HDP belediyelerini her üç belediye şahsında görüldüğü gibi ‘terör’ ile irtibatlandırmak ile Alevi örgütlülüğünü ‘marjinal sol’ diyerek kriminalize etmek de aynı kafa yapısının eseridir. Bu benzerlikleri daha da artırabiliriz.

Bugün demokratik ulus mücadelesini örgütlü verdiği için saldırı altında olan Kürtlerden sonra hedefteki ilk kültür ve kimliğin Aleviler olduğunu söylemek bile gerekmez. Zaten Alevilere her gün benzer saldırılar yapılıyor. Tek adam rejimi tek ulusçu olduğu için Kürtlere, tek din ve mezhepçi olduğu için de Alevilere düşman olmak zorundadır.

Aslında bu faşist sömürgeci rejimin ne olduğunu anlatmak da artık gereksizdir.

Önemli olan bu rejimin saldırılarının geleceklerini tehlikeye soktuğu kesimlerin bu rejime karşı nasıl bir mücadele vermeleri gerektiğidir. Bu nedenle Türkiye’de konuşmak artık pek anlamlı değildir. Zaten Kürtler için sözün anlamı yok gibidir. Artık anlamı olan tek şey eylemdir.

Direniştir.

Bunun Aleviler için de geçerli bir durumda olduğunu belirtmek mümkündür. Alevilerin başta Avrupa’da olmak üzere Türkiye metropollerinde gelecekleri için eylem gücünü ortaya koyması gerekmektedir.

Alevilerin AKP-MHP’ye destek anlamına gelen pasif, belirsiz, dağınık, eylemden uzaklaştıran politikalara karşı tutum alarak meydanlara inmesi sürecin seyrini değiştirecektir.

 

Cihan Erdem / Yeni Özgür Politika