Kürt anaları ve seçim

112

Kürt analar, yüz yıllık savaşın bütün ağırlığını, yangınların ateş sızısı ve kayıpların acısını ruh ile bedenlerinde taşıyarak geliyorlar. Savaşın keder ve hüznünü…

Dengbêjler, yüz yıldır diyar, bayır dolaşıp onların destanlarını söylüyor, anlatıyorlar. Çünkü onlar savaşın yakıcılığında kundağın gerisinde tetik çeken savaşçıdır. Evinin yıkıntı ve yangın artıkları arasında dolaşıp bir şeyleri kurtarmaya çabalayan yavru, yuva koruyucusu, ötede kan içinde yatan eşin, bedeninin ortağı kız ile oğlanın yasını tutan anadır.

Mesela dün, yer yüzünde kadınlar adına kabul görmüş sessiz, sedasız, ama çiçeklerin bayraklaştığı insanlık şenliği, anneler günüydü. Onlara çiçekler sunuluyor, methiyeler düzülüyordu. IŞİD’le ortaklaşarak genelde Ortadoğu boyunca, özelde Kürdistan’da anaları ağlatan Türk faşistler bile “analığı pazarlıyorlar“dı.

AKP’nin yüksek sosyetesini temsil eden sümüklü Taktakiye, üstünden akan görgüsüzlükle takıp takıştırmış, bedenini hakiki Çin ipeği ile sarıp sarmalamış, başını IŞİD dinine uygun paketlemiş, ama bedensel bütün hatlarını löp löp sergileyerek ortaya çıkmıştı. Öteki lakabı Xırikli “Taktakiye hanımefendi“, ağzını büzüp göz süzerek Türk kadınlarının gününü tebrik ediyordu.

Özel bir durum olur da, Recep durur mu? Propaganda aracı olarak kullandığı dini de olay ve duruma katarak, “cennet anaların ayakları altındadır“ diyor, analar gününü kutluyordu.

Enteresandı, Recebin dini. İşine gelen her durum, eda ile söylem dindarlıktı. İşine geldiği yerde dindarlığa soyunuyordu. Ama kimi imamları, Kur’an öğretmenleri tecavüzcülükten yakalanıyor, sonra aklanıyorlardı. Hırsızlık, yolsuzluk diz boyu idi. Kürtlerin katilleriyle doluydu, ortalık.

Ve Recep analar gününde de “dindar“ takılıyordu. Ama anlaşılan Kürt anaları, “ayaklarının altında cennet olan“ analardan değildi. Sadece, “türbanlı bacıları“ bu ayrıcalığa sahipti. Anlaşılan Recep, Kürt anaların ayakları altına cenneti uygun bulmadığı için, ülkelerinin başına bunca belayı sarıyor, ana yurtları, tüten ocağı, cıvıltılı yuvaları üstüne tanklar, toplar, füzelerle yürüyor, Kürdistan’ın yarısını harabeye çeviriyordu, yakın geçmişte. Kuzeyde analarla birlikte en az bir milyon kişiyi yersiz, yurtsuz bırakıyor, onları açlık ile sefaletin koynuna teslim ediyor, sonra bir hamle Efrîn’e hücum ediyor, orada anaların evlatlarına yedirdiği zeytini de çalıyordu.

Recep analar gününde, “cennet anaların ayakları altındadır“ diye dursun, saldırıya uğrayan Kürdistan toprakları hala harabedir. Katledilmiş anaların mezar toprağı taptaze ve bahar güneşinin altında buharlanıyor…

Dahası, “cennet anaların ayakları altınadır, onları incitmeyin“ dediği gün, emir ve komutasındaki ordu, Siirt dağlarındaki 77 köyü karadan ve havadan muhasara altına almıştı. 77 köyün bütün insanları gibi analar da, bulundukları yerde kıpırtısız esir, sığır ve atları ahır, koyun, kuzu ile keçiler de gomlarda mahpustu.

Muhasara ise ölüm, gasp, talan ve hırsızlık demekti. İşkence, yıkım, yangın demek…

Ama haber alma hakkı gasp edildiği için, analar gününde analara neler yapıldığını ve onların nasıl ağlatıldığından habersizdik.

Her neyse, eğer yapılırsa 23 Haziran seçimi, Kürtler için, intikam mızrağıdır. Bu mızrağı kanlı çete yere serecek biçimde kullanma, fırsatıdır seçim…

Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, elbette insanı değildir. Kürtler can çekişirken, katillerine moral şırınga edendir.

Kürtler zindanlara doldurulurken, sokak işkenceleriyle, kadınlarının kemikleri kırılırken, Kılıçdaroğlu dönüp bakmadı, bile.

Bunların iktidarı, İslamo-Faşizmi de aratacaktır. Bu da doğru. Ama nihai karar aşamasına gelmiş olan HDP yönetimine, bir doğru sözü hatırlatırım:

“Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur!..“

O halde, bir tek Kürt oyu bile israf olmamalıdır, İstanbul’da. Çeteye darbe olarak, Ekrem İmamoğlu’na gitmelidir, Kürt desteği…

Değişmeyen doğru kuralı, unutmayalım:

“Şimdiki hedefim olan düşmanımın düşmanı, benim desteğimi hak eden dostumdur!..“

Bu kadar basit…

 

Ahmet Kahraman

Yeni Özgür Politika