Kürdistan Fedaisi Muşlu Hilmi Yıldırım

97

Kürt yazar ve akademisyen Sedat Ulugana, Seyit Rıza’ya yardıma giderken katledilen ‘Kürdistan Fedaisi’ Muşlu Hilmi Yıldırım’ adlı eserinin, ”Dersim, 1938’de Sünni Kürtler tarafından yalnız bırakıldı” tezine karşılık, bir antitez niteliği taşıdığını söyledi.

Türk devleti 1923’te kurulduktan sonra Kürdistan’da onlarca isyan yaşandı. 1926-1932 Ağrı isyanları, 1930 yılında Zilan Direnişi 1935 Sason direnişi, 1937 Dersim direnişi gibi onlarca Kürt direnişi oldu. Kürdistan özgürlüğü için yapılan bu serhildanlarda (Başkaldırı) yüz binlerce Kürt katledildi, yüz binlercesi sürgün edildi. Yaşanan direnişlerde binlerce kahraman Kürt tarihine adını yazarken, binlercesi isimsiz kaldı.

Bu isimsiz Kürt kahramanlarından biri de Muşlu Yıldırım’dır. Kürt Yazar ve Akademisyen Sedat Ulugana’nın, ‘Seyit Rıza’ya Yardıma Giderken Yakılan, ”Kürdistan Fedaisi” Muşlu Yıldırım’ adlı kitabı yazmasıyla, Muşlu Yıldırım kahramanlıkları yeniden ortaya çıktı. Ulugana, herhangi bir tarih formasyonu olmayan şahıslar Kürt tarihi yazımına kötülük yaptığını, bazılarının da bilinçli olarak söz konusu tarih yazımını çarpıttığını söyledi.

Türkçe ile Kürt tarihini yazıyorlar

”Türkçe dışında dil bilmeyenler 10 bin yıllık Kürt tarihini yazıyorlar” diyen Ulugana, Türkçenin en eski varyantı olan Göktürk abidelerinin bin 500 yıl önce yazıldığını vurguladı. Tek başına Türkçe bilmek, Mezopotamya’nın en eski halklarından biri olan Kürtleri anlamaya ve bilinir kılmaya yetmeyeceğini vurgulayan Ulugana şöyle dedi:

”Nitekim siz de takdir edersiniz ki kendi tarihimizi kendimiz yazamadık, birkaç istisna dışında tarihimiz muktedirlerimiz ve emperyal güçler tarafından yazıldı, ulusal arşivlerimiz de birkaç elyazması eser dışında günümüze ulaşmadı.

Zira Kürdistan hep savaş arenası olageldi. İşte 1655’te talan edilen Bitlis kütüphanesine ait eserler bu günlerde Kahire ve Viyana kütüphanelerinde ortaya çıkıyorlar. Ama mühim olanı, arşiv yitimine rağmen beleğimizi yitirmememizdi. Bu da tamamen çok güçlü bir sözlü edebiyata sahip bir halk olmamızla alakalı bir durumdu.

Sözlü edebiyatımız, arşivlerimizin yok edilmesinden sonra adeta tarihimize sahip çıkarak unutulmasını engelledi. İşte sözlü edebiyatın taşıyıcısı olan ‘dengbêjlik’ dediğimiz kurumun içeriğinde bundan sonra tarihi şahsiyetler ve olaylar yer tutmaya başladı. Nitekim sözlü tarihimiz bu misyon sayesinde inanılmaz derecede zenginleşti. Özetleyecek olursam bu mühim realiteden yola çıkarak, Kürt tarih yazımına objektif bir çerçevede katkı sunmaya çalışıyorum. Başka da bir amacım yok.”

Dersim’e yardıma giderken

Muşlu Hilmi Yıldırım’ın, 1930’ların başında Türk ordusunun bir yüzbaşısı iken, “Kürtçülük” yaptığı gerekçesi ile kovuşturmaya uğrayınca Türkiye’den kaçıp Fransa’nın kolonisi Suriye’ye sığındığını belirten Ulugana, ”Bilindiği üzere, dönemin Suriye’sinin kuzeyi (Kürtler tarafından, sınır hattını oluşturan tren rayına atfen “Binxet”, “hattın altı” diye adlandırılmıştı.) Kemalistlerin imha politikasından kaçıp kurtulan Kürtlerin sığındığı bir liman ve Türkiye’ye (serxet, hattın üstü) tekrar girişler için bir üs idi.

O üsse sığınan Hilmi Yıldırım, 1925 Azadi, Şeyh Said ve 1926-1932 Ağrı isyanlarının mağlup kadroları ile beraber ‘Kürdistan’ın kurtuluşu’ için yeni bir çabanın içine girer. Xoybun adına yürütülen bu çabaların propaganda boyutunu üstlenen birkaç kişiden biriydi Hilmi Yıldırım. 1935 Sason direnişinin görünür kılınmasını sağlayan bu kadrolar, 1937 Dersim direnişi için daha fazlasını yapmaya karar verirler ve aynı yılın yazında grup olarak sınırı geçip Dersim’e doğru yola çıkarlar, Bismil yakınlarında pusuya düştüğü buğday tarlasında diri diri yakılırlar, can verenler arasında Muşlu Hilmi Yıldırım da vardır” diye konuştu.


Hilmi Yıldırım kimdi?

Yazar Ulugana Hilmi Yıldırım’ı şöyle tanıtıyor: “Tipik bir 1930’lar Kürt aydını idi. Lakin dönemin Kürdistan coğrafyasının tarumar edildiği, Kürtlük bilincinin ayaklar altına alınıp ezildiği gerçeğini çok iyi biliyordu. Söz konusu dönemde kemalizmin bu yok edici şiddet yönelimine cevap olabilecek politik bir dinamik ihtimal dahilinde bile değildi. Nitekim şiddetin mağdurları karşı şiddeti kullanmayı seçeceklerdi.

Hilmi Yıldırım da ”karşı şiddet” seçeneğine inanan ateşli bir Kürt genci idi ve bunun için daha 30’lu yaşlarında iken, Dersim’e yani Seyit Rıza’ya yardım etmeye giderken Batman-Diyarbekir karayolu civarındaki bir buğday tarlasında can verdi. Hilmi ve arkadaşlarının ölüm haberi, duyulunca, dengbêjler birçok ağıtsal şarkı besteleyip söylediler. Bu şarkıların bazılarının kahramanı “Cemilê Seyda”, bazılarının “Şeyh Abdürrahim” bazılarının ise “Selahattin” oldu. Ama Hilmi’ye yakılan ne bir ağıt ne de isminin geçtiği bir şarkı vardır.

Zira Hilmi Yıldırım ne aşiret sahibi bir beyzade, ne de tekke sahibi bir şeyh idi ve o, söze değil yazıya iz bırakmıştı; o yazıya da Kürdistan’ı aralarında bölüştüren Türkiye ile Fransa’nın karanlık, rutubetli dehlizlerinde kilit vurulmuştu. Söz söylendi nitekim. Velakin yazı da kilidini kırıp dile geldi işte. Böylece Hilmi Yıldırım’dan haberdar olundu. Fransa Nantes Arşivi ve Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nden çekip çıkardığımız Hilmi Yıldırım’a dair raporlar ve kendisine ait kitaplar, 1921-1938 yılları arasında yaşanan Kürt direniş, isyan ve katliam silsilesinde mühim bir evreye tekabül etmektedir. Özellikle bazı cenahların dillendirdiği ”Dersim, 1938’de Sünni Kürtler tarafından yalnız bırakıldı” tezine karşılık, bir antitez niteliği taşımaktadır.”