Kadına şiddet iktidar siyasetinin iz düşümüdür

Şiddet ve tecavüz kültürünün gelişmesi, kesinlikle AKP’nin yaşam felsefesiyle, kültürüyle bire bir alakalıdır. Kadın tecavüzü ve şiddeti, iktidardaki siyasetin iz düşümüdür.

Sözleri yerli yerine oturtmak önemlidir. Çünkü her sözün bir anlamı vardır. Bunun için sözleri kullanırken anlamlarından uzaklaştırmamalı ve içlerini boşaltmamalıyız. Söz anlamını yitirir, içi boşaltılırsa yozlaşır. Bir kere sözler yozlaşmayı görsün, gelecek olan tek bir kelimeyle felakettir, dinlerin deyimiyle kıyamettir. Sıkça kadına karşı işlenmiş olan bu felaket “erkek istismarı” deyip geçiştiriliyor.

Sözlükler istismarı, “İşletme, yararlanma, birinin iyi niyetini kötüye kullanma, sömürme” olarak ele alıyor. Tecavüz ise Arapça bir kelime. Sözlükler, genel manada: “Hücum etme, saldırma, saldırı, saldırış”, “Başkasının hakkına el uzatma”, ‘ahlaki’ açıdan ise “Namusuna saldırma, sarkıntılık” olarak değerlendiriyor.

Dikkat edilirse istismar ile tecavüz kelimesinin anlamları arasında dağlar kadar fark vardır. Öyle ki kıyamet koparılması gerekli olan yerde kelimelerin özüyle oynanarak toplumun göstereceği refleksleri öldürmek için egemenler her türlü oyunu oynayabilmektedirler. Tersi de geçerlidir, egemenler toplumun normal karşılayacağı bir hususu özel ele alarak, kaşıyarak, manipüle ederek, yalanlarla, dolanlarla, şişirerek toplumu gerebilmektedirler. Nasıl ki bugün Erdoğan ve Bahçeli ismindeki Türkçü faşistler, milliyetçilik ve dincilikle toplumu geriyorlar ise.

AKP İKTİDARINDA KADIN CİNAYETLERİ YÜZDE 1400 ARTTI

Bizler egemenlerin bu tür yol ve yöntemleri kendi psikolojik savaş araçları olarak kullandığını biliyoruz. Ancak sözde kendilerine demokrat diyenlere, sosyalistlere, toplumcu diyenlere ya da aydın ve sanatçılara ne demeli? Bir rejim ki, günlük olarak bir yerlerde kadına ve kadın değerlerine el atmaktadır. Hatta tecavüzcülerin aklanması için yasa tasarısı bile getirmektedir. Şiddet uygulayan, taciz ve tecavüz edeni hemen bırakabilmektedir.

Hatırlayanlar bilir daha önce Bingöl’de bir Kürt kızına tecavüz eden 8 asker serbest bırakılmıştı. Benzer bir durum Mardin’de yaşı daha da küçük olan bir kıza yüzlerce devlet görevlisi tecavüz etmişti, ancak sözde mahkemeler kızın kendi rızasıyla buna giriştiğini ifade ederek, o tecavüzcü askerleri bırakmıştı. Siirt YİBO’larında olup bitenleri de herkes zamanında gördüğü gibi, zamanın valisi, “Dağa çıkacaklarına fuhuş yapsınlar” diyerek fuhuşa ve tecavüze arka çıkmıştı.

Yine benzer kirlilikleri Pozantı’da da görmüştük. Gardiyanlar, öğretmenler aklandı. Tecavüzcüler bırakılırken de küçük yaştaki kızların “gönüllüce” bu tecavüzde yer aldıklarını dile getiren gerekçeler de sıkça öne sürülmüştü. Her tecavüz olayında olduğu gibi. AKP hükümetinin iktidarda bulunduğu son 17 yıl boyunca binlerce kadın bu tarzda katledildiği gibi binlercesi sakat kalmıştır. Kadın cinayetlerinde yüzde 1400 artışın yaşandığını ise anketler söylemektedir.

KADINA ŞİDDETİ BESLEYEN KÜLTÜR

Kadın cinayetlerinde bu yoğun artışı nereye bağlamak ya da bu yoğun şiddet derinleşmesini nasıl ele almak gerekiyor? Önce şunu belirtelim ki; olup biten sadece birkaç sapık kişinin yaptığı cinayet ve tecavüzler değildir. Bu tür olaylara katılmış olan kişilikleri de elbette ele almak gerekebilir. Ancak bu kişilikleri ortaya çıkaran kültürü derinliğine ele alarak irdelemek daha yerinde olmaz mı?

Türkiye’de olup bitenlerin, kesinlikle bu DAİŞ kültürü ile bağı vardır. Çünkü DAİŞ sadece bir vahşet makinesi değil, aynı zamanda şiddet ve kadına karşı tecavüz makinesi ve mekanizmasıdır da. Türkiye’de var olan ve özenle geliştirilen ise bu erkekliktir. AKP, erkeğin önde olduğu, erkeğin her şeyi yapmasına hak verildiği bir zihniyeti, gün gün geliştirmektir. Elbette sadece AKP geliştirmemiştir.

İktidarcı yapılar doğaları gereği erkekçidir. Devlet yapılarını, örgütlenmiş ve sisteme kavuşturulmuş iktidar olarak ele alırsak, devlet yapıların tamamen tecavüzcü yapılar olduğunu söylemiş oluyoruz. Özcesi; devletlerin geliştirdikleri erkekliktir, cinsiyetçiliktir. Bu bağlamda kadın düşmanlığıdır. Bunu iktidarın geliştirildiği ilk günden beri yaşıyoruz. İktidar öncelikli olarak kadının tecavüzü ile başlamıştır. Kadını hapsetmeyle, kadını dışlamakla ve de kadını köle haline getirilmekle geliştirilmiştir.

İKTİDARLAR KADINI DOĞURMA MAKİNESİ OLARAK GÖRÜYOR

İktidar, tarihsel olarak böyle geliştirilmiştir. Gerçeklik böyle olmasına rağmen ısrarla kadına yönelmek, kadını çocuk doğurma makinesi olarak ele almak, kadının fıtratı deyip durmak, üstünü kapatmak, kamu alanlarına geçişini engellemeye kalkışmak derken günlük olarak kadının ne kadar tahrik edici olduğunu dile getirmek, doğalında tarihsel olarak geliştirilmiş olan bu erkeklik kültürünü hortlatır. Nitekim Türkiye’de bugün doludizgin bir erkeklik kültürü başını almış gidiyor.

Çok önceleri bu benzer kültürü insanlık görmüştür. Hem de çok korkunç haliyle…

“Devlet, sağlam bir kadının çok evlat yetiştirmek gibi Tanrının bir lütfu olan kabiliyetinin, hükümet sisteminin mali siyasetiyle tahdit edilmemesine dikkat etmekle görevlidir. Devlet, çok evlat yetiştiren ailelerin teşekkülüne imkan hazırlayacak sosyal şartlara karşı gösterilmekte olan tembel tutuma ve lakaytlığa son vermelidir” sözleri Hitler’e ait olduğu gibi, “Kız eğitiminin tek gayesinin, kızı, geleceğin annesi olarak hazırlamaktan ibaret olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır” sözleri de. Hitler’in başka bir cümlesi ise şöyle: “Irkçı (milliyetçi) devletin fert tipi mert, mağrur; enerji sahibi erkekler ve dünyaya gerçeği seven insanlar getirmeye kabiliyetli kadınlardır.”

Kadını doğurma makinesi olarak ele alan mantığının altında yatan gerçekler ise “Bir dünya devleti olmak için kendisine gereken önemi ve vatandaşlarına yaşama şartlarını verecek toprak genişliğine muhtaçtır. Bunun için biz Nasyonal Sosyalistler savaştan önceki dış politikamızı bir kalemde çiziyoruz. Altı yüzyıl önce nerede kalınmış ise o noktadan başlıyoruz” hedefidir.

NEDEN ‘ÇOK DOĞURUN’ DİYOR?

O da tek bir kelime ile ifade edilecek olursa; SAVAŞ!

Erdoğan ismindeki faşist kişilik de sürekli kadınlardan en az 3 çocuk bazen de çok çocuk doğurma talebinde bulunmaktadır. Çok çocuk doğurma, kadınların bedenine ve hatta nasıl çocuk doğurmalarına kadar müdahalenin de elbette bir amacı ve hedefi vardır, o da: “Bu devletin sınırlarını gönüllü olarak kabul etmiş değiliz. Unutulmamalıdır ki cumhuriyeti kuran kadronun çok önemli bir bölümünün dahi doğduğu, büyüdüğü topraklar yeni devletimizin sınırları dışında kalmıştır. Bugün biz Suriye, Irak, Kırım, Batı Trakya, Bosna deyince birileri sanki uzaydan gelmiş gibi yüzümüze bakıyor. Türkiye’nin Irak’la, Bosna’yla ilişkisi ne olabilir?’ diyorlar. Halbuki bu coğrafyalar bizim canımızın birer parçasıdır. Gaziantep’le Halep’i, Rize’yle Batum’u, Bursa’yla Üsküp’ü birbirinden farklı düşünmek mümkün mü(?)”

Başka bir deyişle, kadınların çocuk doğurmalarını istemenin temel gayesi çok büyük topraklar elde etmek için SAVAŞ’çı yetiştirerek, komşulara savaş açmaktır.

Dikkat edilirse Hitler ile Erdoğan’ın kadınlarını çocuk doğurma makinası olarak ele almalarının temel nedeni erkek çocuk doğurarak kendi adlarına asker olup savaşmalarıdır. Bunu da hiç şüphe yok ki; dincilikle, milliyetçilikle, cinsiyetçilikle, bilimcilikle, militarizmle yani faşizm ile bire bir bağı bulunmaktadır. Daha doğrusu faşizmin ta kendisidir.

OLUŞTURULMUŞ OLAN ERKEKLİK

Yine, özel mülkiyetin kirletici olduğu söylenir. Özel mülkiyet biriktirmeyle yani iktidar ile bağlantılı bir gerçekliktir. İktidarın ise erkeklikle daha doğrusu, oluşturulmuş olan erkeklikle bağlantılı olduğu açıktır. Erkeklik derken kast ettiğimiz sadece fiziki olarak bir erkeklik değildir. Dile getirmek istediğimiz oluşturulmuş olan toplumsal erkekliktir, zihniyettir, yaşam biçimdir, kültürdür.

Nedir bu toplumsal olarak oluşturulmuş olan erkeklik? Her şeyden önce dominantlıktır. Yani bulunulan ortamda başatlıktır, önde olmadır, ayrıcalıklıktır, söz sahibi olmaktır, istediğini-devletlerin ve iktidarların izin verdiği kadar-yapmaktır. Yani şişirilmiş kişilik ve bir ev içerisinde yaşanıyorsa orada “Küçük İmparatorluktur.”

Bu bizi yine iktidara götürüyor. Yani sınıflı toplumla birlikte inşa edilmiş bir erkeklik vardır. Bu bağlamda her erkek potansiyel olarak oluşturulmuş erkekliktir.

Abdullah Öcalan ise “İktidar gücünü nereden alır; bu kadar nimete konma, değerlere hükmetme nasıl gerçekleşmektedir? Bu sorular bizi iktidarın kaynağının güç olduğu, gücün de savaşta belirlendiği hususuna götürür. Devletin, dolayısıyla iktidarın kaynağında toplumsal aklın değil, gücün, savaşın yattığını iyi görmek gerekir. Devlet ve iktidar toplumsal sorunların çözüm araçları olarak oluşmazlar. Sorun çözme kaynağı olarak kamusallıkla, tahakküm ve istismar gücü olarak devlet ve iktidarını ayırt etmeden her tür karışıklığa düşeriz” diyor.

Devleti ise hepimiz biliyoruz. “Devlet tek kelimeyle oluşum itibariyle bir terör yapılanmasıdır. Devleti elinde bulunduran iktidar ise daha vahim bir durumu yaşamaktadır. Doğası gereği iktidar baskısız yaşayamaz.”

DEVLET İĞDİŞ EDİCİDİR

Devlet, en örgütlü ve şiddet dozajını en etkili kullanan ve kullanmasını bilen bir aygıt olarak örgütlenmiş ve rafine hale getirilmiş iktidardır. Başka bir deyimle en hırsız, vurguncu, talancı yapıdır. En tahakkümcü ve baskıcı güçtür. Küçük düşürücüdür. Çaptan düşürücüdür. Daha başka bir deyimle iğdiş edicidir.

Tekçi zihniyet ve tekçi yapıların DNA kodları böyle örülmüştür. Bu kodlar sürekli çatışma üretir. Öyle ki bakışı, zihin taşları karşıtlık üzerine kurulu olanların bir nevi tutsak oldukları durum da budur. Böylesine kodlarla örülmüş olanlar isteseler de kışkırtmadan, tekleştirmeden, homojenleştirmeden, hakaret edemeden, küçümsemeden, horlamadan edemezler. Bu bir karakterdir. Faşizmin daha doğrusu faşistlerin karakteri.

Bu karakter isterse asker olsun, isterse sivil olsun, bu karakter ister aydın olsun, isterse filozof olsun, ister hoca olsun, ister milletvekili olsun, ister bakan olsun ister cumhurbaşkanı olsun, isterse başbakan olsun. Ekleyelim isterse bu zihniyet sahipleri kendilerine sol, solcu, demokrat hatta kimi yerlerde böyleleri kendilerine devrimci de dese bu zihniyeti bu karakteri taşıyanlar faşisttirler. Bu zihniyetin, bu DNA kodları taşıyanların yaratacakları sistem ise FAŞİZM’dir. Faşizmin ise en çok ezdiği, kullandığı kadındır. En çok öne çıkardığı ise erkekliktir. Özcesi karakteri gereği faşizm cinsiyetçidir. Hem de en üst perdeden! Bu ise tacizdir, tecavüzdür, azmadır, azgınlaşmadır.

Tecavüz-yukarıda ifade edilmiş olanlardan yola çıksak bile-mutlaka bir müdahaleye, irade kırmaya, ezmeye, düşürmeye, incitmeye, ruhen çökertmeye, çaptan düşürmeye, insan sağlığıyla oynamaya ve büyük tahribatlara yol açar ve açıyor. Bunların tümü doğru ve lakin…

KÖLE HALİNE GETİRİLMİŞ TOPLUM

Tarihte en büyük tecavüzü belki de insanlığın ortakçı ve paylaşımcı yaşamına karşı erkek cephesinde- ataerkillik diye tanımlanan- yapılan saldırıdır. Kadın baskılandıktan, köle statüsüne getirildikten sonra ardından tüm insanlığın köle ve baskılanmış hale getirilişidir. Burada dikkat edilmesi gerekli olan kavram; köle haline getirilmişliktir. Köle haline getirilmiş bir toplum tecavüze uğramış bir toplumdur. Köle haline getirilen erkek tecavüze uğratılmış erkektir. Köle haline getirilen kadın daha fazla tecavüze uğratılmış kadındır. Gerçeklik böyledir.

Taciz ve tecavüzü dar anlamda ele almamak gerekiyor. Taciz ve tecavüz sadece başkasının özelde de kadının bedenine, ruhuna el atma olayı değildir. Tacizi ve tecavüzü genel olarak bir saldırı, bir gasp etme, birisinin iradesini kırmak olarak ele aldığımızda faşizan kişilikler daha iyi anlaşılır.

Dikkat edilirse tüm faşist kişiliklerin ortak özellikleri birdir. Bu kişiliklerin en belirgin özelliği baştan sonuna kadar el atmadır. Susturmadır. Azarlamadır. Sindirmedir. İrade kırmadır. Kendisine bağımlı hale gelmiş insanları yaratmaktır. “Öl de ölelim, biat de biat edelim” kişilikleri seri üretimle ortaya çıkarmadır.

YAŞAMLARI ŞİDDET ÜZERİNE KURULU

Yine dikkat edersek Erdoğan kişiliği başta olmak üzere, Bahçeli ve aynı çizgide seyreden iktidarın tüm bakanları, askerleri, polisleri derken bu iktidar ile bir olmuş tüm kurumlarında çalışanların, ortak hareket edenlerin dil yapılarına, hatta sözde gazeteci müsveddelerine kadar hepsinin ortak yön ve yanları, saldırgan oluşlarıdır. Ortak lügatleri öldürmedir. Savaştır. Seçtikleri tüm sözler de benzerdir. Pençedir, Kıran’dır, Kalkan’dır. Tüm oturuş ve kalkışları intikam üzerine kuruludur. Boydan boya dilleri ve yaşamları şiddet üzerine kuruludur.

Böyle bir dil ile büyüyen bir toplumun fertlerinin gösterecekleri refleks acaba nasıl olacaktır?

Özelde de erkeklik olarak öne çıkan, hep cetleri ve atalarından söz eden, ne kadar çok erkek olduklarını ifade eden bir siyasetin geliştireceği erkek tipi acaba nasıl bir erkek tipi olacaktır?

TV’lerden, radyolardan, gazetelerden, internetten sürekli bir koru halinde hem de en lümpen bir dile ifadeye kavuşan öldürme, katletme, şiddete tapınma ve savaş kültürüne o kadar övgü yağdıran bir siyasetin oluşturacağı bir toplum kültür acaba nasıl şekillenecektir?

Dikkat edersek Türkiye’de korkunç bir kadın şiddeti gelişmektedir. Çoğu zaman bu şiddet kültürü o kadar kalleşçedir ve vahşicedir ki, bırakalım izlemeyi, duymamaya daha tahammül edilemeyen bu şiddet ve tecavüz kültürünün dayandığı kültür, yukarıda ifade edilmeye çalışılan Erdoğan-Bahçeli kültürü değil midir?

Bu tarz bir vahşi kültürün gelişmesinin kesinlikle AKP’nin yaşam felsefesiyle, kültürüyle bire bir alakalı olduğu kesindir. Öyle bol keseden söz sarf edildiğine bakılmasın. AKP’nin üslubu neyse yaşam tarzları ya da kişilikleri de odur. Nitekim bu kadar kadın karşıtı karar alan, kadın karşıtı açıklamalar yapan, doğurma makinesi olarak gören, yukarıda ifade ettiğimiz gibi kapatan, orasına burasına karışan bir zihniyetin, toplum içerisinde devlet yapıları tarafından oluşturulan iktidarcı yapıları hortlatacağı kesin değil midir?

Böyle bir zihniyete sahip olan yapılar AKP erkeklik zihniyetiyle desteklendiklerinde neyi yapmazlar ki? Günlük olarak böyle beslenen bir zihniyet kadına günlük olarak yönelmez mi? Tecavüze kalkışmaz mı? Vurmaz mı? Bıçaklamaz mı? Katletmez mi? Tecavüz etmek isterken bir kadın bunu reddederse onu yakmaz mı, katletmez mi, damdan atmaz mı, sokak ortasında, bıçaklamaz mı, herkesin gözü önünde tekmelemez mi, doğum yapan bir kadına saldırmaz mı?

NASIL KARŞI DURACAĞIZ?

Kadın tecavüzü ve şiddeti, iktidardaki siyasetin iz düşümüdür derken dile getirmek istediğimiz tam da bu gerçekliğin kendisidir. Peki iktidarın özenle geliştirdiği kadın tecavüzü ve şiddetine karşı nasıl karşı duracağız?

Doğası gereği iktidarların despot olduklarını söyledik. Peki, kimler bu despotları ya da diktatörleri frenleyecek? Elbette ki bizler, sokaktakiler, analar, kadınlar, gençler, komüncüler, ihtiyarlar, neneler, sanatçılar, aydınlar, akademisyenler, doğa severler, insanım diyen herkes, baskılanmaya karşı rahatsız olan herkes!

Rêber Apo’nun dediği gibi her gün yeniden, her an, her saniye ve her dakika tekrar tekrar kendimize: “Yaşamın karşımızda, içimizde yitimi karşısında sessiz kalacak ve çığlık atmayacak halde de olamayız” diyerek faşizmin bu şişirilmiş erkekliğine, tekçiliğine ve faşist savaş çığırtkanlığına karşı durma umuduyla.